13 Ocak 2017 Cuma

YÜKSEK FAİZİ UNUTUN

EGE CANSEN - OCAK 2017

Özellikle bankacılık sektöründe yaygın bir “yüksek faiz” beklentisi var. Maalesef akademisyen yani “mektepli” veya benim gibi piyasadan yetişme yani “alaylı” iktisat yorumcularının %99’u yüksek faizcidir. Bunu da sözde enflasyon artışına engel olmak için isterler. 2016’ın son aylarında Merkez Bankası’nın faizleri ciddi oranda (mesela 2014 Ocak ayında yaptığı gibi, haftalık repo faizini bir seferde %5,5) artırması gerekir diye konuşup durdular. Ben de yıllardır “Sakın ha! Faizi yükseltmeyin” diye bağırıp durdum. Ama beni dinleyen olmadı. Lakin Cumhurbaşkanı Erdoğan, hangi gerekçeyle olursa olsun, neticede doğru tarafa ağırlığını koydu. Merkez “döviz fiyat artışını durdurmak için faiz silahını çekmelidir” yaygarası bir süreliğine durdu. Pekiyi, ben niye faiz artmamalıdır diyorum?

TÜRKİYE’DEKİ MÜZMİN ENFLASYONUN ANA SEBEBİ

TUĞRUL BELLİ - OCAK 2017

Aralık TÜFE’si yüzde 0.90 olan beklentilerin hayli üzerinde yüzde 1.64 oldu. Böylece 2016 yılını yüzde 8.53 enflasyon ile kapatmış olduk. Halbuki, daha 2 ay önce MB yıl sonu enflasyonunu yüzde 7.5 olarak tahmin etmişti! şahsen, Dünyada son 3-4 yıldır güçlü deflasyon (eksi enflasyon) rüzgarları eserken bizim gene rekor sayılabilecek bir enflasyon oranına sahip olmamızın mutlaka açıklamaya muhtaç bir durum olduğunu düşünüyorum.
Enflasyon her zaman ve her yerde bir “ayağını yorganına göre uzatamama”, yani ekonominin imkanlarını zorla(t)ma sorunudur. (Burada “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” diyen ekonomist Milton Friedman’a da bir gönderme yapıyorum.) Enflasyon yaratmada nasıl başarı nasıl sağlanır derseniz klasik ve en çabuk yolu kamu harcamalarını zıplatıp bütçe açığını patlattıktan sonra para basmaktır. (Para basmaktan kasıt Merkez Bankası’nın doğrudan kamuya kredi açmasıdır.) Neyse ki bizde ne bütçe açığını patlatmak, ne de para basarak açığı finanse etmek yöntemleri uzun zamandan beri kullanılmıyor. (Bu yöntemi biz (iyiki de) kullanmıyoruz da Batı ekonomilerinin yaşadıkları deflasyona ve sıfıra yakın faiz oranlarına rağmen kullanmamaya direnmelerini anlamak mümkün değil!)