13 Aralık 2016 Salı

DÖVİZ KURLARI NEREYE KOŞUYOR?

TUĞRUL BELLİ - ARALIK 2016

“Geçen ay uluslararası piyasalar Trump’ın seçilmesine biraz fazlaca ani ve aşırı bir tepki vermişti. Dolar endeksi Trump’ın seçilmesinden sonraki 15 günde %4 gibi bir oranda değer kazandı. Belki biz alışığız ama dolar gibi bir para birimi için bu çok hızlı bir değerlenme. Trump sonrası doların değerlenmesinin şöyle bir mantığı var: Trump, söz verdiği gibi altyapı yatırımları için muslukları açacak, aynı zamanda kurumlar vergisini azaltarak şirketlerin yatırım yapma iştahını artıracak. Böylece, zaten son dönemde ısınma emareleri gösteren ABD ekonomisi iyice ısınacak ve enflasyon da yukarı yönlü harekete geçecek. Bu şartlar altında, Fed faiz artışlarına hız vermek zorunda kalacak. ABD faizleri yükselince de son 10 yıldır küresel piyasalarda dolaşan dolarlar kısmen vatanına dönecek. Ayrıca, yüksek kurumlar vergisi oranları nedeniyle bugüne kadar atıl paralarını ABD dışında tutan şirketler de bu paralarını ABD’ye çekince dolar daha da değerlenecek. Dediğim gibi, biraz fazla ani olmakla birlikte, dolardaki bu tepki beklenmedik değil...
Ancak döviz piyasalarında beklenenin dışında hareketler de olmuyor değil. Örneğin, normal olarak İtalya referandumunda “hayır” sonucunun çıkmasının “euro”yu zayıflatması gerekirdi. şaka değil, bu durum İtalya’nın euro birliğinden ayrılması olasılığını ciddi şekilde artıran bir gelişme. Ayrıca, artık Monte dei Paschi bankasının devlet yardımıyla kurtarılması da şart olmuş durumda.
Ancak beklenenin tam aksi oldu, karardan sonra euro az da olsa değerlendi!

Öte yandan AMB Başkanı Mario Draghi beklendiği gibi tahvil alımlarını aylık 80 milyar euro seviyesinde devam ettireceği yönündeki kararı sonrasında dolar yeniden değerlenmeye başladı. şimdilerde endeks 101 değerinin üzerinde seyretmekte. Hatta bazı analistler yeni senenin başlarında dolar/euro paritesinin 1.00 seviyesine kadar gerileyeceğini öngörmekteler. 

Trump sonrasında gelişen piyasa para birimlerine gelen satıştan Türkiye de fazlasıyla payını almış durumda. (Bu durumun “fazlasıyla” olmasının altında herkesin bildiği ağırlıklı iç-dış siyasi meseleler var.) Merkez Bankası rezervleri son 1 ay içerisinde yaklaşık 11 milyar dolar azalma gösterdi. Bu süre içerisinde MB satım yönünde bir müdahele veya ihale ile döviz satışı yapmadı. Rezervlerdeki azalmanın tamamı bankaların MB’de büyük çoğunluğunu zorunlu karşılık olarak tuttukları dövizlerdeki azalmadan kaynaklanıyor. Bu noktada, TL değer kaybederken bankaların zorunlu karşılık rezervlerinin azalmasının gayet normal olduğunu, aksi bir durumun “anormal” olacağını belirtmek gerekiyor. 

MB’nın para politikası toplantısının hemen öncesinde yazdığım bir yazıda MB’nın şu önlemleri almasının yararlı olacağını yazmıştım: “Birinci olarak TL üzerinde spekülatif ataklara sebebiyet verecek bol TL politikasından vazgeçilmesi gerekiyor. (Bu ister istemez ikinci piyasadaki faizleri de artıracaktır. ) İkinci olarak, gene spekülatif ataklara davetiye çıkaran Merkez Bankası’nın üzerinde bir faiz düşürme (veya en azından faiz artıramama) baskısı olduğu yönündeki izlenimin silinmesi amacıyla bir haftalık repo faizinin en az 25 baz puan kadar artırılması elzem. Üçüncü olarak, döviz likiditesini artırmak amacıyla, DTH zorunlu karşılık oranları ve ROK’lar bir miktar daha düşürülebilir. Dördüncü olarak da günlük döviz ihalelerine başlanabilir.” 

MB bahsettiğim önlemlerin bir kısmını uygulamaya soktu. Her ne kadar artırım günü Avrupa Parlamentosu’nun dondurma kararı ile çakışınca, TL’de beklenen toparlanma yaşanmasa da, alınan kararlar doğruydu. MB kararlarının ana prensipinin şu olması gerekiyor: Piyasadaki döviz miktarını artırıp, TL miktarını azaltmak. Halbuki, daha önce Merkez bunun tam aksini uygulamış, belki de TL’nin değer kaybının bu kadar hızlı olmasına zemin hazırlamıştı. MB faiz kararıyla sadece ortalama fonlama maliyetini yüzde 7.9’dan yüzde 8.3’e çıkarmakla kalmadı. Daha önce, borç verme faizinin altına gerilemiş olan bankalararası piyasa faizlerinin de yeniden borç verme faizinin üstüne çıkmasını sağladı. 

Döviz rezervlerinin hızlıca bir şekilde azalmasından fazlaca tedirgin olmamak gerek. Döviz rezervlerinin amacı zaten bu tür döviz hareketlerine tampon olmak. Peki, rezervler biter mi? TL sıkı tutuldukça o oldukça zor, çünkü çıkan para büyük ölçüde para piyasalarına, borsa ve devlet tahviline yatırım yapmış para. Onun da miktarı belli, ve dolar bazında varlık fiyatları çok düşünce (büyük zarar yazıp) çıkma ihtimalleri de azalıyor zaten. Önemli olan yurtiçindeki tasarruf sahiplerinin TL’ye olan güvenlerinin kaybolmaması. Bunun için de MB başta olmak üzere devlet idaresine önemli görev ve sorumluluklar düşüyor.
Aralık 2016 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder