13 Ekim 2016 Perşembe

ORTA VADELİ PROGRAM NE KADAR GERÇEKÇİ?

TUĞRUL BELLİ - EKİM 2016

Kabul edelim ki 2016 yılında Türkiye’nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Seneye Rusya kriziyle başladık. Sonrasında tırmanan terör olayları ve bunun neticesinde turizmde daha da artan kayıplar.
Mülteci sorununun giderek artan maddi yükü. 15 Temmuz faciası, FETÖ operasyonları, Moody’s’in notumuzu “çöp”e çekme kararı ve Suriye ve son olarak da Irak’ta askeri operasyonlar ve bunların maliyeti.

Küresel ölçekte de, Fed’in papatya falına dönen faiz kararı meselesi yıl boyunca gündemdeki yerini korudu (ve koruyacağa da benziyor). Bu noktada, Orta Vadeli Program Hükümetin artan sorunları çözmedeki ciddiyetini ve kararlılığını ortaya koyması ve ekonomik aktörlerin de önlerini görmeleri açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. Bu nedenle OVP’nin mümkün olduğunca gerçekçi ve yol gösterici bir şekilde
hazırlanması her zamankinden daha fazla önem arz etmekte.
OVP’de ilk göze çarpan rakamlardan biri önceki OVP’de %4.5 olarak hedeflenen 2016 yılı milli hasıla artışının %3.2’ye çekilmiş olması. Bu hiç şaşırtıcı değil,çünkü ilk 6 ayda ekonomi %3.9 büyümüş olmasına karşın, 3. çeyrekte büyümenin tamamen durmuş olduğu ortada. Son çeyrekte ise oldukça yüksek bir baz etkisi nedeniyle (geçen sene 4. çeyrekte büyüme “sürpriz” bir Ģekilde %5.7 gelmişti), ekonomi bir parça hareketlense bile, bunu büyüme rakamlarında görme ihtimalimiz düşük. Benim 2016 tahminim %2.7. OVP’de 2017 büyümesi ise %4.4 olarak hedeflenmiş. Bu ancak yukarıda sıraladığım sorunlar çözülürse mümkün.
Özellikle Türkiye ekonomisinin zayıf geçen büyüme yıllarından sonra zıplama yaptığı bundan önce çok görülen bir olgu. Ancak çözüm bekleyen sorunların ağır ve oldukça fazla olduğunu da unutmayalım.Öte yandan, %4.4’lük büyüme hedefi ile %4.2’lik cari açık hedefinin birbiriyle çelişmesi söz konusu. Bu sene(%3 civarında gelecek bir büyüme altında) 31.3 milyar dolar cari açık öngörülmüş. Önümüzdeki sene büyüme yüzde 4.4’e çıkarken cari açığın sadece 700 milyon dolar artarak milli gelirin %4.2’sine gerilemesi hedefleniyor. Evet, belki turizm gelirlerinde öngörüldüğü gibi 4.9 milyar dolar bir miktar toparlanma söz konusu olabilir. Ancak, büyüme ile birlikte ithalatta da bir artış söz konusu olacaktır. Ayrıca bu senenin ilk yarısında gördüğümüz petrol fiyatlarının olumlu etkisi tamamen ortadan kalkmış olacak ve büyük ihtimalle önümüzdeki senenin tamamında bu senenin üzerinde seyreden petrol fiyatları ile karşı karşıya kalacağız.

(OVP’de 2017 için ortalama petrol fiyatı 50.7 dolar olarak alınmış. Halbuki, bugün itibarıyle fiyatlar 53 dolar civarında.) Uzun lafın kısası, %4.4’lük büyüme ancak yurtiçi nihai talep artışıyla sağlanabilir, bu da cari açığın %5’in üzerine çıkmasını gerektirir.

Öte yandan, cari açık %4.2’de kalsa bile, bu durum döviz kurları üzerinde baskının devam etmesi anlamına geliyor. Seneye (yeni ABD Başkanı’nın da seçilmiş olması ile) Fed’in faiz artırımlarına başlayacağını da dikkate alırsak ortalama 3.18 dolar kuru biraz düşük kalıyor. (Bu gidişle zaten seneye bu kur seviyesinden başlayacağız sanki!) Daha yüksek bir kur seviyesi demek, ister istemez daha yüksek bir enflasyon seviyesi de demek. Enflasyon ise 2016’da yüzde 6.5 olarak hedeflenmiş. Tutturulması zor olmakla birlikte, açıkçası
en az dikkate alınacak hedeflerden biri bu.

Son olarak da özellikle %4.4’lük büyüme rakamını tutturmaya yönelik olduğu düşünülen maliye politikasındaki genişleme paralelinde bütçe açığında öngörülen %36 oranındaki artış konusuna değinirsek: Bu artışın büyümeyi destekleyecek şekilde üretimi, yatırımı, ihracatı, istihdamı artırmaya ve bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmaya yönelik olarak kamu harcamalarına yapılan tahsislerden kaynaklandığı ifade edilmiş. Ancak, ben bunun daha çok artan zorunlu harcamalar nedeniyle yapılmak zorunda kalınan bir artış olduğu kanısındayım. Öte yandan, bütçe açığındaki bu artışın öncelikle tahvil ve dolaylı olarak da piyasa faizlerinde bir taban oluşturacağı da muhakkak.

Bir de OVP’nin makroekonomik politikalara ve yapısal reformlara değinen sözel kısmı var. Esasen Türkiye’de şu anda en acil ve öncelikli olan reformun sağlıklı bir yatırım ortamının yeniden tesis edilmesi olması gerekiyor. Ancak son yıllarda devamlı olarak kan kaybeden özel sektör yatırımları için 2017’de bile artış öngörüsü sadece %4.0! (Belki de gerçekçi olan da bu!) Yatırımlarda ciddi bir patlama sağlayamadıkça sürdürülebilir bir kalkınmadan bahsetmek de imkansız. Yatırım ortamının tesis edilebilmesi için ise her şeyden önce süratle adil, bağımsız ve hızlı işleyen bir hukuk sisteminin oluşturulması ve kalıcı bir güven ve huzur ortamının sağlanması gerekiyor. 
Ekim 2016 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder