9 Şubat 2016 Salı

MALI ÜRETEMEZSEN, FİYATI ÜRETİRSİN!

TUĞRUL BELLİ - ŞUBAT 2016

Yüksek enflasyona esas olarak ekonominin üretimsel imkanlarının zorlanması sebebiyet verir. Evet, kuraklık, ağır kış şartları, enerji ve emtia fiyatları, paranın değer kaybı vs. de fiyat seviyesi üzerinde hiç kuşkusuz etkili olur. Ancak, bu etkiler hemen hemen her zaman bir, haydi bilemediniz 2 dönem için geçerlidir. Halbuki, Türkiye yaklaşık 40 senedir daimi yüksek enflasyonla yaşamakta. 12 sene öncesine kadar enflasyon çift haneli seviyelerdeydi. Son 12 senedir ise yüzde 8.5 ortalama etrafında seyrediyor...

Türkiye için aşırı yüksek (çift haneli) enflasyondan kurtulmak çok da zor olmadı. 2 sene gibi kısa sayılabilecek bir süre içerisinde (2002-2004) enflasyon %50’lerden %10’un altına indirilebildi. Bunda yüksek bir faiz-dışı fazla hedefinin tutturulması ve dalgalanmaya bırakılan TL’nın (yüksek faiz ve bol dış kaynak girişi sayesinde) değer kazanması etkili oldu. Ancak sonrasında, enflasyonda büyük bir katılık yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Bu durum giderek de garip bir hal almaya başladı çünkü Rusya ve Brezilya gibi ekonomileri krize giren ülkeleri saymazsak Türkiye benzer gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek enflasyon oranına sahip ülke. Gelişmiş ülkelerde ise 2008 Büyük Krizi’nden beri değil enflasyon, aksine ciddi bir deflasyon (eksi enflasyon) riski söz konusu. 

Başta da dediğim gibi, aslında enflasyona her ay bir bahane bulabiliriz. Bu ay da kötü geçen kış koşulları nedeniyle gıda fiyatlarında meydana gelen artış, alkol ve tütün ürünlerindeki vergi ayarlamaları ve devaluasyonun devam eden birikimli etkilerinden bahsedilebilir. Ancak, bu etkileri kısmen dışlayan çekirdek TÜFE göstergelerine baktığımızda, onlarda da yükseliş trendinin belirgin bir şekilde devam ettiğini gözlemliyoruz. MB tarafından da en çok takip edilen ve yaklaşık 9 aydan beri artış gösteren H ve I endeksleri sırasıyla %9.4 ve %9.6’ya yükselmiş vaziyette. 

Eğer bir ekonomi vatandaşlarının tüm mal ve yatırım (gayrimenkul gibi) taleplerini zamanında karşılayabiliyorsa, o ekonomide kalıcı bir enflasyondan bahsetmek mümkün olmaz. Ancak iç tüketim hızlı bir şekilde ivmelenmişse üretimin buna anında cevap vermesi mümkün olmaz, dolayısıyla da fiyat seviyesi artar. Üretici şirketler de göreceli olarak küçük ve ölçek ekonomisinden yararlanamayacak boyutlardaysa, üretim artışları birim maliyet azalışı değil, aksine artışına bile sebep olabilir. (Son dönemde örneğin ekmek üretimi ile ilgili böyle bir iddia söz konusu.) Ayrıca, yerli üretimin yetersizliği/kalitesizliği nedeniyle, bir kısım iç talep ithalat talebini de körükler, bu da cari açık kanalıyla bir süre sonra döviz kurlarına ve dolayısıyla da enflasyona etki yapar. 

Şimdi, denilebilir ki, kaç zamandır iç talebi körükleyen en önemli unsur olan tüketici kredilerinde belirgin bir durulma var (toplam tüketici ve kredi kartı kredileri 5 aydan beri yerinde sayıyor), enerji ve emtia fiyatları gerilemeye devam ediyor ve cari açığımız da hızlı bir şekilde daralmakta. Bu şartlar altında çekirdek enflasyon neden artmaya devam ediyor? Bu momentumu devam ettiren 2 faktörün varlığından söz edilebilir. Birincisi, kamu sektörünün toplam cari ve yatırım harcamalarındaki artış. Klasik iktisat bütçe gelirleriyle dengelendiği sürece bu artışın enflasyona sebep vermeyeceğini iddia eder. Ancak bu trend artarak sürüyor, artan bütçe açığı dolaylı vergilerle kapatılma yoluna gidiliyor ve buna rağmen toplam kamu açığı gene de az da olsa artıyorsa, bu durum bizim gibi dışa bağımlı gelişmekte olan ülkelerde enflasyona etki yapar. 

Enflasyona etki yapan diğer bir faktör ise ülkemizde 2.5 milyon kadar mültecinin varlığı. Tabii ki, bu insanlar başta gıda olmak üzere pek çok harcama grubuna olan talebi artırıyor. Çok kısa sürede ülke içindeki nüfusa yüzde 3 kadar yeni nüfus eklenmiş olması (alım güçleri ne kadar düşük olursa olsun) ister istemez genel talebi ve fiyatları da artırmakta. 

Önümüzdeki dönemde bu 2 faktörün varlığı devam edecek. Buna bir de enerji ve emtia fiyatlarında taban noktalara gelindiği, bundan sonraki hareketlerin artış yönünde olabileceği ve cari açıktaki azalmaya rağmen finans hesabından net çıkışlar nedeniyle kurun baskı altında kalmaya devam edebileceği tezlerini de eklersek bu senenin de enflasyon açısından kayıp bir yıl olduğunu peşinen söyleyebiliriz. 
Şubat 2016 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder