16 Temmuz 2015 Perşembe

YUNANİSTAN’DAN DERS ÇIKARMAK

TUĞRUL BELLİ - TEMMUZ 2015

Yapılan referandum sonucunda Yunan halkı Troika’nın (AB, İMF ve Avrupa Merkez Bankası üçlüsü) kendilerine daha fazla “kemer sıkma” tedbiri uygulamasına karşı çıktı. Ki, aslında Tsipras hükümeti Troika’nın ek kemer sıkma tedbirlerinin büyük çoğunluğunu da kabul etmişti. Ancak, buna rağmen Troika’nın uzlaşmaz tutumunu devam ettirmesi Yunan halkının canına tak etti.

Süregelen bu krizi taraflar farklı şekillerde “okumak”ta ısrarcı (Zaten çözümsüzlük de büyük ölçüde bu farklılıklardan kaynaklanıyor.). Şöyle ki:

1- Almanlar (ve onun peykindeki bazı AB ülkeleri) konuyu mali disiplini her şart altında tesis ederek hem Yunanistan’a bir ders vermek, hem de ileride “euro”da çıkması muhtemel başka krizleri önlemek çerçevesinde görüyorlar.

2- Son krizde Yunanistan kadar destek almadıklarını düşünen bir kısım küçük Avrupa ülkesi ise neredeyse bir kıskançlıkla tepki vermekteler.

3- Avrupa’daki sağ iktidarlar Yunanistan’a daha fazla ödün verilmesi halinde kendi kamuoylarının da daha sola kayacağı ve iktidarlarını kaybedecekleri endişesindeler.

4- Bir kısım iş ve finans çevresinin de “sol” iktidarların güçlenmesi ihtimalinden haz etmedikleri muhakkak. Nitekim uluslararası finans basını referandum öncesinde tarafsızlığını tamamen yitirerek “hayır” kararının ne kadar kötü olacağını ve euro’dan çıkmanın Yunanistan için büyük bir felaket olacağını yazmaya başladı. (Halbuki referandum “euro”dan çıkma ile ilgili değildi.)

5- Bugüne kadar daha “nötr” gibi gözüken AMB’nin bile bu çevrelerin baskısıyla referandum öncesinde Yunan bankalarına likiditeyi kesmesi ve sermaye kontrollerine zorlayarak Yunan halkının “evet” oyu vermeye ikna etme çabası da hiç “adil” bir davranış değildi.

6- Bütün bu “ideolojik” sayılabilecek tutumlara karşı aslında SYRİZA çok daha akılcı ve mantıklı bir yaklaşım sergiliyor: “Geri ödeme takvimini daha uzun vadeye yayın, zaten sıkı olan kemer sıkma programını daha da sıkmayın ve ekonomik olarak büyümemize imkan sağlayın.” Ama şu ana kadar bütün teklifleri sağır kulaklara hitap etmekten başka bir sonuca ulaşamadı. Bakalım bu hikaye nasıl neticelenecek? 

Bu arada AB tarafından yeni açıklanan bir veri gözüme ilişti: AB ülkelerinde 2014 yılında kamu harcamalarının milli gelire oranları. Euro Bölgesi ortalaması %49. Yunanistan’ki de tam bu ortalama kadar. (Ancak unutmamak lazım ki, Yunanistan’ın milli geliri son 5 yılda %25’ten fazla düştü. Eğer milli gelir aynı seviyede kalmış olsaydı, bu oran çok daha düşük olacaktı.) Ayrıca son 1 sene içerisinde kamu harcamalarının milli gelire oranını en çok düşürmüş olan ülke de %10.7 ile Yunanistan. Bundan da öte, son anlaşmazlık konusu olan sosyal güvenlik harcamalarına baktığımızda Yunanistan’ın %32.4 ile en düşük oranlardan birine sahip olduğunu görüyoruz (Ki, bu veri 2013’e ait 2014’te bu oranın daha da düşmüş olması kesin gibi.) Öte yandan, Almanya %42.6 ile AB içindeki en yüksek oranlardan birine sahip. Şu rakamlar bile Troika’nın insafsızlığını ortaya koyuyor. 

Biz ise Yunanistan’ın durumuna pek bir üzülüyoruz (hatta İMF borçlarını ödemek gibi fantastik fikirler üretiyoruz) ama gerekli dersleri çıkarabiliyor muyuz?, bundan çok emin değilim doğrusu. Yunanistan’ı bu duruma sürükleyen 2 önemli faktör var. Birincisi AB ve Euro Birliği sayesinde aşırı borçlanma imkanlarına sahip olmak ve bu alınan dış kaynakları etkin bir şekilde ekonomiye yansıtamamak. (Bu borçların kullanımı daha çok (başta Almanya’dan olmak üzere) tüketim malı ithalatı, rantabl olmayan bayındırlık projeleri ve bir kısmı da geçmiş iktidarların (PASOK ve Yeni Demokrasi) yandaşlarının cebine şeklinde oldu.) İkincisi ise, AB (ve dolayısıyla Gümrük Birliği) içerisinde olması nedeniyle Yunanistan’ın kendi yerel sanayisini koruyamamış ve zamanla var olan sanayi faaliyetlerini de yitirmiş olması. Bizim durumumuz ise çok mu farklı acaba? 

Şunu da unutmamak lazım. Neticede Yunanistan 11 milyon nüfusa sahip küçük bir ekonomi. Bu büyüklükteki ekonomilerin ticaret ve turizm gibi faaliyetlerle zaman içinde bir ölçüde kendilerini toparlaması mümkün olabilir. Ancak 78 milyonluk bir ekonomi için böyle bir imkan ve seçenek mevzu bahis olamaz. Türkiye 4 seneden beri düşük bir büyüme hızı, ve bundan da öte özel sektör yatırımlarında reel bir gerileme içerisinde. İmalat sanayinin milli hasıla içindeki payı kritik seviyelere gerilemiş durumda. Korkarım ki, miyopik siyasi hesaplar neticesinde, hükümet kurulamaz ve belirsizliğin daha da artacağı bir erken seçim ortamına girersek, bu sene bu oranın daha da gerilediğini göreceğiz.
Temmuz 2015 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder