11 Mayıs 2015 Pazartesi

ARTAN RİSKLER YURTİÇİ KAYNAKLI

TUĞRUL BELLİ - MAYIS 2015

Döviz kurlarındaki yükseliş (diğer bir ifadeyle TL’deki değer kaybı) durulmuyor. Mayıs başında sepet kur (1 Euro + 1 Dolar’ın ortalaması) 2.85 değerini de geçti. Hatırlanırsa, 28 Ocak 2014 akşamı MB politika faizini bir anda 5.50 puan yükselterek %10’a çıkarmak zorunda kaldığında sepet kur 2.78 seviyelerindeydi. Tabii, o günden beri bir yıldan fazla bir zaman geçti, enflasyonla birlikte döviz kurunun denge seviyesi de yükselmiş oldu. Ancak, gene de, kurlardaki yıllık artış %16’nın üzerinde, ve bu sefer pek de geri gelecekmiş gibi durmuyor. 

Öncelikle bu olumsuz gelişmeye karşın, Türkiye ekonomisinde hâlâ ciddi bir kriz görme ihtimali olmadığını düşünüyorum. Ancak son 4 ayda bazı ek risklerin ortaya çıkmış olduğu da muhakkak. Öncelikle, bu artan risklerin FED’in faiz artırımı programıyla ilgili olmadığının altını çizeyim. Aksine, ABD ve küresel verilerdeki zayıflık artırım programının gecikebileceği, gecikmese bile faiz artırım sürecinin çok ama çok yavaş işleyeceğini göstermekte. Zaten, dolar endeksine ve bize benzer diğer gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine bakarsak, TL’nin son dönemlerde ciddi şekilde negatif yönde ayrıştığını gözlemleyebiliriz. Ayrıca, Türkiye’nin risk primlerinde (CDS oranları) Aralık ayından beri bariz bir yükseliş trendi olduğu görülmekte. Demek ki, artan riskler büyük ölçüde yurtiçi kaynaklı. Bunlardan birincisi sene başında bazı İktidar mensuplarının para politikası tartışmalarına müdahil olması ve düşük faiz istemlerini her fırsatta tekrarlamaları olmuştur. Her ne kadar bu pozisyonlarından artık vazgeçmiş görünüyorlarsa da, bu yaklaşım piyasalarda da MB’nın döviz spekülasyonları konusunda tek gerçek silahı olan faiz artırımı konusunda elinin kolunun bağlı olduğu ve örneğin Ocak 2014’de olduğu gibi bir faiz kararı alamayacağı beklentisini oluşturdu. Doğrusu sene başında olumlu olarak nitelendirdiğim konularda da bazı negatif gelişmeler oldu. Enflasyonun istenen düzeyde seyretmemesi bunlardan biri. Her ne kadar ağırlıklı olarak gıda fiyatlarından kaynaklansa da, daha 5. ayda MB’nın sene başındaki Enflasyon Raporu’nda açıkladığı 2015 hedefi olan %5.5 (%4.1- %6.9 aralığı) kadük oldu. Nitekim, geçen hafta açıklanan yeni Enflasyon Raporu’nda MB bu hedefi %6.8’e (%5.6-% 8.0 aralığı) revize etmek zorunda kaldı. Öte yandan, talep tarafında bir baskı olmamasına karşın artmakta olan kurların da enflasyona ek bir ivme sağlayacağı muhakkak. MB bu etkiyi 1 puan olarak hesaplıyor, ancak kurlardaki artışın devam etmesi durumunda bu etki 3 puana kadar çıkabilir. Sonuçta, 2015 enflasyonunun hedefin üst bantı olan %8’i de aşması kesin gibi. (bkz.s.6) Cari açık konusunda da bazı negatif gelişmeler söz konusu. Petrol fiyatlarında son dönemde bir artış gözlemleniyor. (Ancak bu durumun (özellikle İran’ın da devreye girmesiyle) kalıcı olacağını düşünmüyorum.) Daha önce pek çok kez altını çizdiğim bir konu olan “Türkiye’nin çok pahalıya doğalgaz kullanıyor olması” meselesinin ise hâlâ halledilememiş olması bir problem. Bu durum enerji ithalat faturamızdaki düşüş oranının Dünya enerji fiyatlarındaki düşüş oranının çok gerisinde kalmasıyla da kendini belli etmekte. (İlk 3 ayda Dünya petrol fiyatlarında geçen senenin ilk 3 ayına göre düşüş %48 kadardı. Bizim enerji faturamızdaki düşüş ise sadece %22 oldu.) Öte yandan, kurlardaki artışa rağmen, ihracatımızın ithalatın da üzerinde daralmakta olması cari açık tahminlerinin iyimser kalmasına yol açabilir. Bütçe konusunda ise, son ayki rakamların açık bir şekilde gösterdiği gibi, gelirlerin ana kaynağı olan “dahilde alınan KDV”de geçen ay başlayan düşüşün bu ay hızlanarak devam ettiği görülüyor. Bütçenin daha kötüleşmesini ÖTV artışları engellemiş, ancak bunların devam etmesi de zor. Özellikle motorlu taşıtlar ve dayanıklı tüketim ÖTV’lerindeki artışlar kısmen kur artışlarının fiyatlara yansıtılmadığı stoktaki ithal ürünlere olan talepten kaynaklanıyor. Gene de, ilk 3 ayda bütçe açığı geçen senenin aynı dönemine göre %260 artmış durumda. Bu şartlar altında sene sonu hedefinin tutturulması imkansız. Öte yandan, bu kötüleşmenin bir ölçüde doğal olduğu ve Türkiye’nin halihazırda düşük olan kamu borçluluk oranlarına çok büyük bir tesir etmeyeceği de ifade edilebilir.Son dönemde meydana gelen siyasi gelişmelerin de ekonomik hayata etkisi olmadığını söyleyemeyiz. Zaten her türlü güven endeksinin yerlerde süründüğü bir ortamda, siyasi gerilimler ne tüketim, ne de yatırım ortamını olumlu yönde etkilemekte. Yaklaşan seçimler de bu olumsuz sürecin ortadan kalkmasını engelliyor. Ve hatta maalesef belki de uzun süredir ilk defa bir seçim sonrasında ortaya çıkacak olan siyasi tablo da risklerin azalmasına yardımcı olamayabilecek!

Mayıs 2015 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder