12 Ocak 2015 Pazartesi

BU YIL DA BİZİ DÜŞÜK BİR BÜYÜME BEKLİYOR

TUĞRUL BELLİ - OCAK 2015

2014 yılı Türkiye’nin hem siyasal, hem de ekonomik alanlardaki yapısal sorunlarının iyice ön plana çıktığı bir yıl oldu. (Maalesef, bizatihi siyasal alandaki sorunların ekonomik performansımızı (güven, şeffaflık, yargı bağımsızlığı vs. kanalıyla) menfi yönde etkilemesi de söz konusu.) Bu duruma paralel olarak, 2012’deki %2.2’lik zayıf ve 2013’deki %4.1’lik yetersiz büyüme oranlarından sonra 2014’de de büyümenin %3’ün altında geleceği kesinleşmiş gibi. 4. çeyreğe ilişkin kapasite kullanım oranları, üretim endeksi, çeşitli güven endeksleri, bütçe gelirleri, kredi artışları ve sair hiç bir veri ekonomide bir toparlanma olduğunu teyit eder nitelikte değil.

Öte yandan, özellikle artan dış riskler karşısında son dönemlerde büyümenin geri çekilmesinin bilinçli bir tercih olduğu da iddia edilebilir. Ancak, son 3 yıllık dönemin genelinde ne sıkı bir para politikasından, ne de sıkı bir maliye politikasından söz etmek mümkün. Sadece, döviz kurlarına baskı geldiği dış kaynak çekilmesi yaşanan dönemlerde Merkez Bankası’nın faizleri yükselterek “mecburi” bir tepki göstermesi söz konusu. Belki uygulanan makro-ihtiyati tedbirlerin bu sene bireysel kredi genişlemesi üzerinde marjinal bir etkisi olmuşsa da, büyümedeki gerilemenin önemli ölçüde azalan dış kaynaklardan ve ekonominin yapısal problemlerinden kaynaklandığı bariz. 2013 yılında net hata dahil toplam finansal girişler 76 milyar dolar olmuştu. 2014’ün ilk 10 ayında ise „Net Hata ve Noksan“ dahil toplam dış kaynak girişi sadece 37.5 milyar dolar oldu. Özellikle sene başı ve sonunda önemli döviz çıkışları yaşadık. Sene başındaki çekilişler MB rezervlerinde 14 milyar dolar kadar bir azalma yarattı. Aralık’taki Rusya kaynaklı çalkantı ise döviz rezervlerinden çaktırmadan yaklaşık 7 milyar doları (toplam rezervlerin %5’i) aldı götürdü. Halihazırda rezervlerimiz 128 milyar dolar civarında ki, toplam brüt dış borcumuzu (397 milyar dolar), özel sektörün kısa vadeli dış borçlarını (112.5 milyar dolar) ve azalmış olmasına rağmen %5 civarlarında seyredecek olan cari açık oranımızı dikkate aldığımızda, bu miktarın çok da güçlü bir rezerv anlamına gelmediği muhakkak. Şahsen, 2015’de Rusya’daki çalkantının topyekun bir krize dönüşmesini beklemiyorum. Rusya’yı, Putin’in de açıklıkla ortaya koyduğu gibi, 2 senelik bir toparlanma (yeni dengelere intibak etme) dönemi bekliyor. Bu süreçte, mutlaka ki, bizim de etkilenebileceğimiz bazı dalgalanmalar olacaktır. Öte yandan, düşük seyredecek olan petrol ve emtia fiyatlarının başta Rusya olmak üzere petrol ve emtia üreticisi ticari partnerlerimizle olan ihracatımızı zayıflatacağı muhakkak. Buna mukabil, düşük enerji ve emtia fiyatlarının ithalat faturamızı ciddi miktarda geriletmesi söz konusu. Net etkinin cari açığımızı %1 kadar aşağı çekmek yönünde olacağını düşünüyorum. Petrol, doğalgaz ve diğer emtia fiyatlarındaki düşüş enflasyon bakımından da MB’nın elini şüphesiz rahatlatacak. Ancak, bu durum MB’nın bu sene para politikasını tezden gevşetebileceği anlamına gelmemeli. Bir defa, finansal girişlerdeki zayıflık Fed’in faiz takvimi netleşene kadar devam edecektir. Aynı dönemde, Rusya ve AB kaynaklı çalkalanmalar görülebilir. Ayrıca, orta vadede cari açık gerileyecek olsa da, Yaz aylarına kadar aylık taze döviz ihtiyacımız yüksek seviyelerde seyredebilir. Nitekim, Kasım ayı dış ticaret açığı beklenenin oldukça üzerinde geldi. Bu durumda, altın ithalatındaki beklenmedik artış dışında, ihracatımızın da %7.5 gibi yüksek bir oranda daralmasının da etkisi var. Aralık ayında ihracattaki artış ise sadece %1. (Gene de 2014’te cari açığımız önceki seneki %7.9 oranından %5’lere gerilemiş olacak.) Sonuç olarak, 2015 çoğu ekonomik parametrenin düşük seyredeceği bir yıl olacak: Düşük büyüme (%3.0), düşük enflasyon (%6-7) ve düşük cari açık (%4.2). Tabii, enflasyon ve cari açık bizim ekonomimiz açısından “düşük”. Yoksa, diğer ekonomilerle kıyaslandığında, hâlâ yüksekler. 

Ocak 2015 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder