23 Ocak 2015 Cuma

Bir de aslında faizin sabit kaldığını bilseler...

TUĞRUL BELLİ - 23.01.2015

Merkez Bankası (MB) salı günkü toplantısında 1 haftalık repo faizlerini 50 baz puan düşürürken, gecelik borç verme ve borç alma faizlerini sırasıyla yüzde 11.25 ve yüzde 7.50 oranlarında sabit bıraktı. Genel olarak MB’nin bu kararı piyasalar tarafından hükümetin arzusunu da bir miktar karşılayan temkinli bir karar olarak pozitif yönde yorumlandı. MB’nin bu kararı AMB’nin bugün alacağı parasal genişleme kararından önce almış olması biraz riskli görülebilirdi ancak geçen hafta İsviçre Merkez Bankası’nın frank-euro sabitlemesini kaldırmış olması AMB’nin QE kararının kesinleşmiş olduğunu zaten teyit etmişti. Ayrıca MB’nin bu kararı piyasa faizlerinde otomatik olarak paralel bir azalma olacağı anlamına da gelmiyor zaten!

Öncelikle 1-2 teknik konuyu açmakta fayda var zannedersem. MB’nin 1 haftalık repo faizini yüzde 7.75 olarak belirlemiş olması, piyasalarda da faizin bu düzeyde oluşacağı demek değil. MB her gün yaptığı ihalelerle devlet tahvili karşılığında (repo) bankalara haftalık vadede fiks bir faizden (dünden itibaren yüzde 7.75) belirli bir miktarda para enjekte etmekte. Bankaların ihtiyaç duydukları ek günlük likiditeyi ise borç verme faizinden (yüzde 11.25) karşılamakta (Piyasa yapıcı bankalar için bu oran daha düşük: yüzde 10.75). 

MB’nin aynı zamanda marjinal fonlama oranı adını verdiği ‘gecelik borç verme’ kanalının çalışması ikinci piyasadaki faizlerin de bu seviyelere yaklaşması anlamına gelmekte. Nitekim mesela son 1 aya baktığımızda bankalar arası faizlerin yüzde 10.50-11 aralığında oluştuğunu görüyoruz. (Bu oranın üst bandını ise borç verme faizi olan yüzde 11.25 oluşturuyor çünkü bir bankanın her zaman bu faizle MB’den borçlanma imkanı var.) İşte MB Salı günkü kararında borç verme faizini değiştirmeyerek bu üst bandı muhafaza etmiş oluyor. Bankaların mevduat ve kredi faizlerini belirlerken dikkate aldıkları oran da bu üst bant (marjinal fonlama oranı). Uzun lafın kısası, eğer MB 1 haftalık repo ile verdiği miktarı artırmaz ise (ve/veya borç verme faizini düşürmez ise), piyasa faizlerinde bir gerileme yaşanmayacaktır. 

Tabii, iki günden beri Cumhurbaşkanı ve hükümet kanadından bu faiz indiriminin çok yetersiz kaldığı, bu faizlerle yatırım ve istihdam yaratmanın imkansız olduğu ve MB’nin verilen mesajlardan hâlâ nasibini alamadığı şeklinde neredeyse tehdide varan eleştiriler duyuyoruz. (İşin komik tarafı ise, eleştirenlerin aslında faizlerde fiiliyatta (en azından henüz) hiçbir indirim olmadığının farkında olmamaları. Bunu bilseler herhalde daha da köpürecekler.) 

Peki, bugünkü konjonktürde MB daha yüksek oranda ve borç verme faiz oranını da düşürmek suretiyle piyasa faizlerini de etkileyecek bir faiz indirim kararı alamaz mıydı? Alsa, Hükümetin iddia ettiği gibi yatırım ve istihdamın önünü açmış olur muydu? 

Evet, geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi bu sene cari açık bakımından elimiz daha rahat. Ancak bu sene yüzde 4’e düşse bile, açık gene de açıktır ve finanse edilmesi gerekir. Ayrıca son 3 haftada MB rezervlerinde bir miktar toparlanma görülse bile, hâlâ Aralık başına göre rezervler 5 milyar dolar kadar daha düşük bir seviyede. Net yabancı fon girişleri güçlü değil. Öte yandan, enfl asyonda da bu sene daha rahatız ama, 12 ve 24-aylık beklentilerde hedeflerin de hâlâ oldukça uzağındayız. Mutlaka ki, benzer özelliklerdeki diğer gelişen ülkeler paralelinde Türkiye de zaman içinde faizlerini daha da geriye çekebilir. Ancak Türkiye’nin bugün bu konuda öncülük etme imkanı yok. 

Ayrıca, TL faizlerin diyelim 50 değil de, 150 baz puan düşürülmesi, Hükümetin iddia ettiği gibi yatırım ve istihdamın önünü bir anda açacak mıdır? Bu da oldukça şüpheli. Üretken yatırımların önünü açacak ana etken yatırım ortamının gelişmesi ve güçlenmesidir. Kısa vadeli TL faizlerin düşürülmesi ise sadece tüketici kredilerine (ve dolayısıyla da cari açık ve enflasyona) bir miktar ivme verebilir. Maalesef, bu filmi biz 10 senede pek çok kez izledik.

Kaynak : Dünya Gazetesi Tuğrul Belli Yazıları 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder