29 Eylül 2014 Pazartesi

Kalkınmadan büyünebilir mi?

TUĞRUL BELLİ - 25.09.2014 

İlk bakışta kalkınma (ing. development) ve büyüme (ing. growth) kavramlarının neredeyse aynı anlama geldikleri düşünebilir. Ancak kalkınma daha topyekûn (kurumsal ve beşeri altyapıyı da içeren) ve kalıcı bir büyümeyi, bir lig atlamayı ifade eder. Kalkınmışlığı tanımlamak için bazı ekonomistler belirli bir kişi başı milli hasıla değeri ortaya koyarlar (ör: 20 bin dolar) ama bu oldukça afaki bir yöntemdir. (Bu yönteme göre kalkınmışlığın yanından bile geçmemiş bazı Arap ülkelerini kalkınmış saymak gerekir.) 

19 Eylül 2014 Cuma


TUĞRUL BELLİ - 18.09.2014 

Küresel kriz sonrasında gelişmiş ülkeler para politikalarını gevşeterek, imkanı olan gelişmekte olan ülkeler ise hem para, hem de maliye politikalarını gevşeterek durumu toparlamaya çalıştılar, hâlâ da çalışıyorlar. (Bu süreçte, gelişmiş ülkelerde para musluklarının açılmasının uluslararası piyasalara erişimi olan bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için ayrıca bir avantaj yarattığı da yadsınamaz.) Ancak... 

Uluslararası kuruluşların son yaptıkları tahminler gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızlarının ciddi şekilde yavaşlamakta olduğunu ve gelişmiş ülkelere yakınsama hızlarının

TUĞRUL BELLİ - 11.09.2014 

Dün açıklanan 2. çeyrek yurtiçi milli hasıla büyüme oranı zaten düşük olan % 2.6’lık beklentinin de altında % 2.1 olarak geldi. Bundan da öte, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış milli hasıla bir önceki çeyreğe göre % 0.5 gerilemiş gözüküyor. Halbuki son 5 yıllık dönemde, Türkiye ekonomisi 2012’nin 1. çeyreği dışında (% -0.2) her çeyrek bir önceki çeyreğe göre ama az ama çok büyüme göstermişti. Kısaca, gelen rakamlar endişe verici. 

Milli hasıla bileşenlerinin katkı paylarına baktığımızda durumun daha da kötüleşmesini net dış ticaret önlemiş gözüküyor. Bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre % 5.5 artış gösteren ihracat ve % 4.6 daralma gösteren ithalat sayesinde

PARAYI MI, YOKSA BÜTÇEYİ Mİ SIKMALI?

EGE CANSEN - EYLÜL 2014 

Ekonominin kültürel ve siyasi boyutu bir tarafa bırakılırsa, milli gelir büyümesini sağlamak için kullanılan iki temel alet vardır. Biri para diğeri maliye politikasıdır. Bu iki alet tandem çalışır. Biri sıkılınca, diğeri gevşetilir. Böylece işler çığrından çıkmaz. Bu söylediklerim, daha ziyade ulusal para birimi “döviz” olan “tek paralı” ülkeler içindir. Türkiye gibi çift para birimli biri TL, diğeri Dolar/Euro olan ülkelerde mekanizma farklı çalışır. 

KRİZDEN DOĞRU DERSLER ÇIKARILABİLDİ Mİ?

TUĞRUL BELLİ - EYLÜL 2014 

2008 küresel krizinden sonra oklar neo-liberal politikalar ve bunların gelir eşitsizliğini artıran sonuçları üzerinde yoğunlaşmıştı. Stiglitz ve Krugman’ın da dahil olduğu bir kısım ekonomist ise krizin doğrudan gelir eşitsizliğinin artması sonucunda orta sınıfların alım gücünün zayıflamasından kaynaklandığını düşünüyor.
(Fransız ekonomist Piketty de Mart ayında piyasaya çıkan ve çok ses getiren çalışmasında bugüne kadar pek uygulanmayan bir yöntemle (gelir vergisi beyannamelerinden yola çıkarak) Batı toplumlarındaki en zengin kesimlerin (istisnai bazi dönemler hariç) zaman içinde daha da zenginleşmekte olduğunu ispat etti.
Piketty’nin bu bulgularının pek tartışılır bir tarafı yok. Hatta, son zamanlarda off-shore hesaplarda gizlenen paralar da katıldığında durumun görünenden daha da vahim olduğu yönünde iddialar bile söz konusu.)