27 Mart 2014 Perşembe

Bu ‘istikrar’ ile ancak bu kadar kalkınırız!

TUĞRUL BELLİ - 27.03.2014

Dün Maliye Bakanı Sn. Şimşek bir televizyon söyleşisinde “Seçimden siyasi istikrarın devam etmediği sonucu çıkarsa ülke zorlanır çünkü siyasi istikrarsızlıktan kaynaklanan belirsizlik yatırımların ötelenmesine yol açıyor” mealinde bir ifadede bulunmuş. Burada “AKP’ye oy vermezseniz bu duruma düşeriz” şeklindeki üstü kapalı kof tehdidi göz ardı edersek, kendisinin söylediklerine katılmamak mümkün değil. Ancak “istikrarsızlık” bugünün meselesi değil ki. Uzun zamandan beri bir “istikrarsızlık” sorunumuz olduğu çok açık. Bizim gibi bir gelişmekte olan bir ülke için “elzem” nitelikteki politikaların hangisinde bugüne kadar bir “istikrar” sağlanabildi ki? Teşvik, yatırım, eğitim, ihale, özelleştirme politikalarından hangisinde bir istikrardan, şeffaflıktan, tarafsızlıktan, öngörülebilirlikten söz edilebilir ki?  
Haliyle, bu istikrarsızlık durumu hem güven endekslerine, hem de yatırım harcamalarına belirgin bir şekilde yansımakta. Önceki gün açıklanan mevsimsellikten arındırılmış sektörel güven endekslerinin tümünde bir düşüş söz konusu. Özellikle inşaat sektörü güven endeksindeki düşüş oldukça çarpıcı.
Öte yandan, tüm sektörel güven endekslerinde bir düşüş görülürken reel kesim güven endeksinde ise az da olsa bir artış görülmesi de oldukça ilginç. Detaylara bakıldığında ise bu artışın büyük ölçüde gelecek 3 ay için beklenen ihracat siparişlerinden kaynaklandığı görülmekte. (Her zaman iddia ettiğimiz gibi, TL’nin zayıflamasının ihracat hacmimizin toparlanmasında önemli bir rolü var ve ne olursa olsun bu avantajı enflasyona yedirmemeliyiz.)
Aynı gün MB tarafından kapasite kullanım oranları da açıklandı. Tüketim ve ara malları KKO’larında düşüş söz konusu iken, yatırım malları KKO’su az da olsa bir yükseliş kaydetmiş. Ancak, tüm KKO’ların uzun zamandır mutlak değer olarak oldukça düşük seviyelerde seyrettiğini de göz ardı etmeyelim. (Hatta öyle ki, 12 aylık ortalamalarda KKO’lar 6 senedir yeni serinin yayınlanmaya başladığı 2007 senesinin yanına bile yaklaşamadı. ) Bu son rakamları baz alarak ilk çeyrek için bir büyüme tahmininde bulunduğumuzda, %4.2 civarında bir değer buluyoruz. Her ne kadar bu rakam beklentilerin üzerinde ise de, KKO’larda belirgin bir artış olmadığı sürece, senenin geri kalan çeyreklerinde büyüme hızının azalacağı ve tüm sene büyümesinin de %3’ün altında kalacağı görülmekte. 
Bu arada aynı söyleşide Sn. Şimşek “10 yıl daha bu hızla gidersek Avrupa ile arayı kapatacağız” şeklinde bir iddiada da bulunmuş. Avrupa ile aramızda hızla açılan “demokrasi, yolsuzluk, insan hakları vs. vs.” gibi kriterleri bir kenara bıraksak bile (ki bunlar bir kenara bırakılacak şeyler değil, aksine kalkınmanın olmazsa olmazları), salt ekonomik kriterler açısından bile söyledikleri doğru değil. Söylediklerini “arayı kapatmak” değil de, “yaklaşmak” şeklinde alsak bile, bu yaklaşmanın son derece yavaş seyredeceği muhakkak.
Türkiye bu sene de dahil olmak üzere son 3 senede % 3 civarında bir büyüme göstermiş olacak. Bariz bir “orta gelir tuzağı” içerisinde olan Türkiye’nin “süregelen şartlar altında” orta vadede % 3.5’in üzerinde büyümesi çok zor. Ancak biz gene de Türkiye için çok daha iyimser bir tahminde bulunan İMF verilerini alalım. İMF önümüzdeki 5 yılda satın alma paritesine (SAP) göre ortalama % 5.2’lik bir kişi başı milli gelir artışı öngörüyor. İMF Avrupa’nın SAP’a göre büyüme hızını ise % 3.5 olarak tahmin etmekte. Bugün itibariyle satın alma paritesine göre AB’nin 100 olan kişi başına düşen milli geliri ise Türkiye’de 48. Bu oranların sürdürülmesi durumunda bile Türkiye’nin AB’yi yakalaması için 10 değil, tam 44 sene gerekiyor!
Son olarak da, “hiç boşu boşuna seçim-toto oynayıp çıkacak sonuçlara göre Türkiye’nin ekonomik gidişatı konusunda fal açmayalım” derim. Maalesef, pazar günü ortaya çıkacakhiçbir seçim sonucu Türkiye’nin olumsuz gidişatını terse çevirebilecek nitelikte olmayacaktır. Bunun için milletçe bir “arınma” yapılması ve bir “tabula rasa” (beyaz sayfa) açılmasıgerekiyor. Ancak, görünen o ki, Türkiye’nin gerek siyasal, gerekse de toplumsal dinamikleri henüz bunu gerçekleştirecek olgunlukta değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder