8 Ocak 2014 Çarşamba

2014 ZORLU BİR YIL OLACAK!

TUĞRUL BELLİ - OCAK 2014

Esasen, 2014 yılına ilişkin 2 önemli belirsizlik konusu uzun zamandır bilinmekteydi. Birincisi bizden tamamen bağımsız bir gelişme: FED’in tahvil alım programında (QE) azaltmaya (ve nihayetinde de programı sonlandırmaya) gidecek olması. Mayıs ayında bu olasılık ilk defa somut bir şekilde telaffuz edildiğinde, piyasalar ciddi şekilde karışmıştı. Şimdilerde ise, bu olasılığın fiyatlar içine iyice girdiğinden ve zamana yayılmış kadameli bir azaltma programının açıklanmasının piyasaları ilk seferki kadar etkilemeyeceğinden bahsediliyor. Katılıyorum. (Büyük ihtimalle, dün akşam itibarıyle “azaltma” (tapering) başlatılmasa bile, takvimi oldukça netlik kazanmış olacak.)

2014 yılına ilişkin ikinci önemli belirsizlik konusu ise Türkiye’nin Mart ayından itibaren 14 aylık bir periyotta 3 önemli seçim sürecinden geçecek olmasıydı. Açıkçası piyasa oyuncuları, iktidar partisinin tekrar meclis çoğunluğunu elde edeceği beklentisiyle, seçim risklerini bugüne kadar fiyatlamadılar. Ancak, son siyasi gelişmeler, bu durumun çok da kesin olmadığı gibi, seçime kadar geçecek sürecin de oldukça hararetli geçeceğini gösteriyor. Öte yandan, Türkiye’nin belirli bir gelişmişlik düzeyine ve siyasi olgunluğa erişmiş olduğu, ve seçim atmosferi ve sonuçları ne olursa olsun, işlerin belirli bir düzen ve devamlılık içinde yürüyeceği iddiasında bulunabilir. Ancak bu “iddia”nın somut gerçeklerle ne kadar örtüştüğü de oldukça tartışmalı.


Son gelişmeler, iktidar partisinin seçim ortamına girerken ekonomi konusunda çok daha hassas olmasını ve özellikle olası bir yol kazasına sebebiyet vermemesini gerektiriyor. Öte yandan, bu durumla çelişen bir şekilde, 7 çeyrektir potansiyel büyüme hızının altında seyreden zayıf büyümenin genel seçimlere kadar devam etmesi de kesinlikle iktidarın tercih edeceği bir durum değil. Son çeyrekte %4.4 gelen büyüme verisiyle birlikte bu seneki büyüme hızının %4 civarında gerçekleşeceği kesinleşmiş gibi. Ancak, bu orandaki büyüme hızı ile bile cari açık oranımız %7’nin üzerinde kalmış olacak. Şahsen, yüksek olmasına karşın, bu düzeylerdeki bir açığın finansmanı konusunda fazla bir risk görmüyorum. Ancak, büyümenin hızlandırılarak %5’in üzerine çekilmeye çalışılması durumunda cari açık tehlike işaretleri vermeye başlayacak, ve zaten yakın takipte olan Türkiye’nin yabancı yatırımcılar tarafından dışlanmasına yol açacaktır. Kısacası, bugünkü şartlar ekonominin %4’ün üzerinde büyümesine izin vermiyor.



Ancak, bence daha önemli bir nokta, önümüzdeki sene gelişen şartların %4 büyümeyi bile destekleyemeyecek olma ihtimali. Nitekim, büyümenin 4 ana bileşenine baktığımızda hiç biri için çok iyimser bir beklenti içinde olmak kolay değil. Milli hasılanın %67’sini oluşturan ve büyümenin en önemli bileşeni olan hanehalkı tüketimini son dönemlerde körükleyen en önemli unsur, hanehalklarının gelirindeki reel artış değil, bireysel krediler oldu. Ancak, artan faizler ve alınan makro-ihtiyati tedbirler sonucunda %28’e yaklaşan kredi büyümesinin %20’lere geriletilmesi gündemde. (Son yapılan ÖTV artışları ve 1 Şubat’ta devreye girecek tüketici kredileri kısıtlamaları da özel tüketimi oldukça sınırlayacaktır.) Benzer bir şekilde, 2012 yılında da kredi artış hızı %20’ye geriletilmiş, ancak bu süreçte hanehalkı tüketimi de %0.4 oranında azalmıştı. Bu şartlar altında, bu sene iç tüketimden net bir katkı beklemek çok zor.



Büyümenin 2. bileşeni özel sektör yatırımları. Ancak, gerek global konjonktür, gerekse de siyasi belirsizlikler özel sektörün yatırım harcamalarında bir canlanma olma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmış durumda. Keza, zaten son senelerde çok azalmış olan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında da bir ivmelenme mümkün gözükmüyor. Büyümenin 3. önemli bileşeni ise ihracat artışı (daha doğrusu ihracat artışının ithalat artışının önemli ölçüde üzerinde gerçekleşmesi). Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkelerin az da olsa toparlanmaya başlamaları, burada biraz daha iyimser olmamızı sağlıyor. Öte yandan, gerek söz konusu

toparlanmanın oldukça zayıf olması, gerekse de enerji ve diğer ithal girdi fiyatlarında bugüne kadar istenen oranlarda düşüş görülmemesi, buradan büyümeye gelecek olası katkıyı oldukça sınırlandırmakta. 


Geriye, ekonominin devlet harcamaları yoluyla ivmelendirilmesi kalıyor. Ancak burada da imkanlar oldukça kısıtlı. Yüksek cari açığa rağmen Türkiye’yi “yatırım yapılabilir” statüsünde tutan önemli bir unsur Türkiye’nin bütçe dengesinin sağlam olması. Burada görülecek bir bozulma ve çifte açık verilmeye başlanması Türkiye ile ilgili bütün değerlendirmeleri negatife çekebilir.



Sonuç olarak, 2014’te Türkiye için %3 civarında bir büyüme hızı makul gözükmekte. Daha hızlı bir büyüme hedefi ise riskleri keskin bir şekilde artıracaktır. Öte yandan, böyle bir büyüme hızının hanehalklarını gerek genel refah, gerekse istihdam bakımından rahatlatmayacağı da ortada.

Ocak 2014 Ekonomi Raporunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder