4 Mart 2013 Pazartesi

Düşük Getiri Ortamına Alışmak Gerekiyor

TUĞRUL BELLİ -  21.02.2013 

Üzerinden 5 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen küresel finansal krizin devam etmekte olduğunu söylemek çok yanlış olmaz. Her ne kadar risk endeksi VİX kriz günlerindeki düzeylerinin çok altında seyrediyorsa da, piyasalar gelen her veriye hâlâ aşırı hassas. Esasen VİX'teki düzelme de ekonomik canlanmanın geri gelmesinden değil, parasal otoritelerin finans kesimine neredeyse sınırsız kredi açarak, finansal sistemin tümden çöküşü olarak ifade edilebilecek "kuyruk" risklerini ortadan kaldırmış olmalarından kaynaklandı. Ancak bu risklerin ortadan kaldırılmış olması, eski güzel "yüksek getirili" günlerin geri geleceği anlamına da gelmiyor.

1980'lerden itibaren küresel finansal varlıklar giderek artan bir hızla büyüme gösterdi. Özellikle 2001'den krize kadar olan dönemde daha da hızlanan bu büyüme aslında finansal inovasyon, bilgi-işlem teknolojilerindeki gelişme ve özellikle de finansal kaldıraç oranlarında meydana gelen artışın sonucu olan bir anlamda "hormonlu" bir büyümeydi. Bugün itibarıyle Dünyadaki finansal varlıkların (sermayenin) toplamı 600 trilyon doları geçmiş bulunmakta. Halbuki, bu finansal varlıkların getirisini belirleyecek olan reel sektör varlıklarının (Dünya milli hasılası) toplamı sadece 60 trilyon dolar. Diğer bir ifadeyle, bugün Dünyada milli hasılanın 10 katı büyüklüğünde bir para kendine gidecek yer (yatırım alanı) aramakta. İşin daha vahimi, Bain & Co. danışmanlık şirketinin yaptığı bir çalışmaya göre özellikle Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülke piyasalarında görülmekte olan genişlemelerle birlikte 2020 yılına kadar küresel finansal varlıkların toplamının 900 trilyonu geçeceği tahmin ediliyor. 

Bain & Co. aynı çalışmada böyle görülmemiş büyüklükte bir sermaye içinde yüzen Dünya ekonomisinin neye benzeyeceği, ve bu ortamın işletmeler ve yatırımcılar için ne anlama geleceği sorularına da cevap aramaya çalışmış. Öncelikle, böyle bir ortamın yatırım kararlarında kafa karışıklığı, yanılsama ve hatta felç yaratacağı (ki bunları zaten müşahede etmekteyiz) saptamasında bulunulmuş. Yüksek sermaye akımları bazı yatırım sahalarında tehlikeli olabilecek kadar yüksek miktarda birikimler yaratırken, yüksek risk primi içerdiği düşünülen bazı diğer bazı alanlarda da olması gerektiğinden düşük yatırımlara sebep olmakta. 

Artık kurumsal ve finansal oyuncuların yatırım kararlarında Dünya ekonomisinde oluşan yeni şartları dikkate almaları gerekiyor. Var olan ultra yüksek sermaye fazlalığı düşük faiz ortamının uzun süre devam etmesi, piyasalarda yüksek oynaklık oluşması ve kâr marjlarının iyice daralması anlamına geliyor. Böyle bir ortamda, emeklilik fonları gibi büyük kurumsal yatırımcıların finansal pozisyonlarının ciddi şekilde bozulması riski söz konusu. (Ödeyecekleri primlerle elde edecekleri gelirler arasında büyük açıklar oluşabilecek.) Bu şartlar altında, yatırımcıların getiri beklentilerini önemli ölçüde düşürmeleri şart. 

Varolan aşırı küresel sermaye fazlalığı aynı zamanda varlık balonlarının sıklığını, yoğunluğunu, büyüklüğünü ve süresini de artıracak. Gerek finansal, gerekse de finans-dışı kuruluşların sürü güdüsüne kapılmadan aşırı şişkinlik potansiyeli olan varlıklara yatırım yapmaktan imtina etmeleri gerekiyor. Öte yandan, bu yeni ekonomik düzen nakit gücü kuvvetli olan şirketlerin kendi faaliyet alanlarını büyütebilmeleri için önemli bir imkan da sağlamakta. Aynı zamanda, yüksek getiri arayışı gelişmekte olan piyasalara da yatırımların bu yüksek sermaye bolluğu ortamında asıl kazananlar ufuklarını çok uzağa odaklayarak getiri beklentisi düşük de olsa bugünden yatırım kararı alan işletmeler olacak. Kaybedenler ise bugünkü getirilerin düşüklüğünü geçici olarak gördükleri için yatırım kararı almaktan imtina eden ve Godot'yu bekler gibi bekledikleri yüksek getiri ortamını belki bir daha hiç bulamayacak olanlar olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder