8 Şubat 2013 Cuma

Büyüme oranlarında eski güzel günleri bir daha görebilecekmiyiz?


TUĞRUL BELLİ - 07.02.2013 

"Büyük Resesyon" olarak da adlandırılan küresel krizin üzerinden neredeyse 5 yıl geçmiş olmasına rağmen Dünya ekonomisinin tam olarak normalize olduğunu iddia etmek pek mümkün gözükmüyor. Hatırlanırsa, taa 2009 yılında, FED'in başlattığı miktarsal gevşeme (QE) politikalarından gün geldiğinde nasıl çıkılacağını, bu ölçüde parasal gevşemenin enflasyona ne ölçüde tesir edeceğini konuşuyorduk. Ancak üzerinden bir 3 yıl daha geçmesine rağmen, bugün hâlâ FED'in para politikasını daha ne kadar gevşek tutması gerektiğini tartışıyoruz.
Üstüne üstlük, geçtiğimiz sürede, önce AMB, son dönemde de Japonya Merkez Bankası gevşek para politikasını benimsemek zorunda kaldı. Bütün bunlara rağmen, hala gelişmiş ekonomilerdeki enflasyonun ne kendisinde, ne de ileriye dönük beklentilerinde bir artış yok. Üstelik, ekonomilerle ilgili büyüme hızı tahminleri de, her geçen gün aşağı doğru revize edilmeye devam ediyor.

Tabii ki, bugünlerde piyasalar eskiye göre bir miktar daha iyimserlik içerisinde. ABD'nin bir mali uçuruma sürüklenmesi ve Euro Birliği'nin dağılması gibi felaket senaryolarının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılmış olması bu durumda önemli bir etmen. Krizden beri ABD ekonomisinde hanehalkı borçluluklarında ve konut fiyatlarında gözlemlenen düzelmeler de iyimserliği artırmakta. Son olarak da, özellikle parasal otoritelerin ekonomik aktivite kriz-öncesi düzeylerine gelene kadar ultra-gevşek politikalara devam edecekleri mesajını vermekte olmaları reel kesimin güvenini artırıcı bir etki yapmakta.

Ancak iyimserliğin artmasına karşın, gene de Dünya ekonomisinin parlak yıllarına dönmesinin tahmin edilenden çok daha uzun bir süre alacağı görülüyor. İMF'nin son tahminleri bile bu sene büyümenin ABD'de %2, Japonya'da %1.2 ve Euro bölgesinde ise sadece %0.2 olacağı yönünde. (Ki, önceki tecrübelerden sabit ki, İMF'nin bu tahminlerinde aşağı doğru revizyona gitme ihtimali yüksek.)
Peki, neden Dünya ekonomisi eski parlak günlerine bir türlü geri dönemiyor? Bu konuda, ekonomistler arasında oldukça farklı görüşler var. Başını Krugman ve DeLong'un çektiği bir grup ekonomist ekonomilerin geçmiş performansını yakalaması için tek alternatif olarak gördükleri Keynezyen tedbirlerin hala yeteri ölçüde uygulanmadıklarını düşünmekte. Hatta, DeLong'a göre uygulanan politikaların enflasyonda kontrolsüz bir yükseliş, fiyat artışlarında hızlanma, uzun vadeli faiz oranlarında zıplama gibi net "dur" işaretleri görülene kadar daha da gevşetilmesi gerekiyor. Ancak özellikle sağ siyasetçilerin "borç takıntısı" yüzünden bu kadar  radikal bir tedbir alınması imkansız gibi. 

Diğer bazı ekonomistler ise esasında krizin temellerinin 2008'den önce atıldığı ve daha yapısal problemlerden kaynaklandığı iddiasındalar. Örneğin, Stiglitz krizin ana sebebinin son yıllarda genelde gelişmiş kapitalist ülkelerde, ve özellikle de ABD'de gelir dağılımında meydana gelen bozulma olduğunu düşünmekte. "Tüketim zaafiyeti" (underconsumption) olarak da adlandırılan bu görüşe göre orta sınıfların gelir düzeyindeki azalmanın tüketimi daraltmasını önlemek için bu sınıfların aşırı şekilde borçlandırılarak tüketime teşvik edilmesi ve bunun sonucunda bu sınıfların ağır borç yükü altında ezilmesi krizin başlıca sebebi. Bugün uygulanan politikalar ise orta sınıfların gelir düzeylerini artırmaktan daha çok şirketlerin kârlarını artırmaya yönelik olduğu için bu sorunu çözmekten uzak.

Son olarak da son yıllarda Dünyada teknolojik gelişimin duraklamasının ortalama büyüme oranlarını düşürmekte olduğu şeklinde bir tez söz konusu. Bu tezi ortaya atan Robert Gordon geçen yüzyılın başında elektrik, içten patlamalı motor ve hatta konut-içi tuvalet gibi icatların yarattığı verimlilik artışının bilgisayarların getirdiği verimilik artışının üzerinde olduğunu iddia etmekte. Gordon'a göre 20. Yüzyılda her 20-30 senede bir bir kat büyüme gösteren ABD ekonomisi 21. yüzyılda ancak 100 senede bir büyümesini katlayabilecek.

Sonuçta görünen o ki, şu veya bu sebeple, galiba başta gelişmiş kapitalist ekonomiler olmak üzere Dünya daha düşük bir büyüme oranıyla yaşamaya alışmak durumunda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder